PEMBE

Çok vefalı  bir dostun elini  tutarcasına, sağ elimi sol elimin üstüne getirdim. 

Yağmurun azizliğine uğruyordum. Oda ne?  Pembe saçlarıyla uyum yakalamak istercesine giydiği pembe kazağına ek olarak incecik dudaklarına sürdüğü pembe rujlu altmışlı yaşlarda bir kadınla göz göze geldim.

Moda gözümle bakınca pembe zaafiyeti geçiriyordum. Ama hal gözümle bakmayı tercih ettim. 

 İki saniyelik bir bakışma sonrası durakta yerimi ona vermem beklemediği bir hareket olacak ki minnetini yüzünde bir miktar gurbetçi duran  gülücüklerle ifade etti.

Dış görünüşümüzün farklılığından dolayı onu yargılayacağımı ve böyle bir nezaketi ona çok göreceğime inanmıştı.

Oysa “Gül bahçesinde herkes başka tükenir şeyhim. Kainata alışamadım.” Diyordu şair.

Herkesin bir ucundan tutunduğu şu zorlu hayat mücadelesinde o da hayata pembe rengiyle tutunuyordu.

Belki de ölüme dair korkularını bu renkle yeniyordu.

Ona, hayat dinamiğini veren sürdüğü o pembe rujdu.

Belki yaşanmışlıkların rengi olan beyaz saçlarını pembe ile boyarken hüzünlerini de bu renge katıyordu.

En nihayetinden pembe kazağıyla da dünyasını pembeye boyamayı düşlemişti. Her düşümden düşmüş yaralı ve aciz  “benim” ne haddimeydi yargılamak!

Bir insan için alelade olan bir ayrıntı ötekinin hayatında  bir  yapbozun en merkezi parçası olabiliyor.

Bundan sebep ötekinin dünyasını kendi argumanlarımızla yargılamak kibrin belki de en gözü kör hamlesidir.

Hayat yolculuğunda gökyüzü herkese mavidir ancak gördüğü renk başkadır.

Aynı rengi görenlerin dahi o renkten anladığı başkadır.

Her bir insanın hayat şarkısı bambaşkadır. İnsan olmak söylemekten evvel dinlemeye koyulmak demek.

Nitekim kendi şarkını tekrar etmek papağanlıktır.

Ancak bir hali anlamak ve dinlemek insanlıktır.

Gazzali’nin mantık ilmini bilmeyenin ilmine güven olmaz sözüne bir yenisini ekliyorum: Hal ilmini bilmeyenin, halden anlamayanın ilmine güven olmaz.

  Ben o gün o kadından nezaketimi eksik etmedim.

O da hiç hesapta olmayan gülüşünü… Her insan en büyük kavgasını kendiliği ile verir. 

Her insanın en çetin muharebe mevkisi içidir.

En kalın zırhlarımızı benliğimize karşın giyinirken bunun dışarıdan fark edilmesinden de pek rahatsız oluruz.

Kaygılarımız olur. Korkularımız… Bir ucundan yenmeyi biliriz.

Belki bir insan olur değneğimiz,  belki bir renk, belki bir evlat,  belki bir ideal. 

Ama yeter ki bizi iyi bilsinler. İyi bilsinler ve saygı duysunlar. Biz yeniden kalkmayı biliriz.

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir