UKDELER…

 İnsan, bir damla sudan ve birkaç alakadan yaratıldı.

Alakaları ile bağını kestikçe benliğini çepeçevre saran yalnızlık duygusunun girdabına girdi.

Sırtını yaslayacağı dağların hiçliği daha dik durmasını emretti ruhuna.

İnsanlar içinden dimdik geçerken o sokaklardan,  ıssız aralardan geçerken hangi acısına ne kadar gözyaşı döktüğünün gözle görülür tek şahidi sokak lambaları oldu.

“Sen güçlüsün!” Denmez kanadı kırık kuşa… Aç bakalım yaranı sarayım denir.

Bir yağmur damlası herkes için ayrılık ürpertisi olmaz.

Yağmurlu bir günde terkedilmediyse… Yahut bir eylül sabahı umudu sevdirmez herkese. Otogarda sevdiğini beklemediyse…

İnsanı bir sözü dahi söylemekten men eden kursağında biriktirdiği ukdelerdir.

Yaşanmamışlıklar ülkesinin en meşhur caddesi boğazımızdaki düğümlerdir.

İnsanın kalbine alabildiği hasretlerin bir sınırı yoktur. Bu hiç de adil olmayan hayat masasında fatura hep iyi adamlara kesilir.

Gürültüyü sevmez bu iyi adamlar. Ayrılık türkülerine, az ama öz sözlere ve annelerine düşkündürler.

Her insan kendi hayatının mahsülü iken kendi toprağında bitirdiğin ekini bir başkasının toprağından ummak yahut kokusu ve rengi itibariyle farklı bir ekin veriyor diye onun toprağını taşlamak…

Kötülüğün karanlık ve bilinmez odalarından sadece biridir. Işıkları yakmak ancak ve ancak insan olduğunu hatırlamakla mümkündür.

Ötekine sürekli kalıplar çizen ve bu kalıplara uymadığı için ellerinde yargısız infazlarıyla  hiddeti hakkı görenler, infazları adaletin terazisinde hiç tartılmamış olanlardır.

Vitirinden hayranlık uyandıran bir elbisenin üzerimize üç beden büyük gelmesi gibiydi bazıları.

Keşke hep vitrinlerinde kalsaydılar.

Hayranlığımız baki kalsaydı da gerçek yüzleriyle tanış olmasaydık.

Mankeni kendi bedenimize uydurur.

Düşlerimizde ki iyi insan gömleğini kafasından sıkıştıra sıkıştıra karşımızdakine giydiririz.

Nitekim o gömleğin adamı olmadığını aldanmış zannımızla yüzleşince farkederiz.

Mesela birinin bize yalan söylemesini aldatma sanarız.

 Ademoğlu’nun irabı mahalli günahkar olmasıdır.

Aksini düşünmek bir sırtlanın avına acımasını beklemek derecesinde bir saflık örneğidir.

Burada kişi kendini günahkar insandan melekvari bir ruh arayarak aldatmaktadır.

Hem sen Adem’in sürgün yeri… Yusuf’un zindanı… Eyyüb’ün ızdırabı dünya değil misin? Böyle bir dünyadan sürekli mutluluk sözü almadıysan ne diye sızlanırsın ey insan?

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir